Ekonomik Mucize Sınıfta mı Kaldı?

Uygarlığın beşiği sayılan komşumuz Yunanistan birkaç yıldır krizle ve bunalımla boğuşurken Türkiye’deki “ekonomik mucize” hem onların ve hem de diğer batılı ülkelerin kafasını meşgul edip duruyordu.
Nasıl oldu da bizler yerimizde sayarken Türkiye 10 yıl gibi kısa bir sürede “ekonomik sınıf atlar” diye ekonomistler, akademisyenler, danışmanlar, finansal analistler bu mucizeyi anlamak için kafa yormaktaydılar.
Ta ki Gezi Olaylarına dek…
Sözü edilen ekonomik mucizenin paranın ve sermayenin el değiştirmesinden başka bir şey olmadığı yani Gezi protestolarının aslında gelir dağılımdaki çarpıklığın bir sonucu olarak ortaya çıktığı dünyaca anlaşıldı.
Bazılarımıza bu yorum ters gelse bile…
Son 10 yıldır ülkenin dört bir yanına açılan ve gençlere dünyayı vaat ederek, diploma dağıtan üniversitelerden mezun, diplomalı ama maalesef eğitimsiz gençlerin düşürüldükleri sarmala protestoydu aslında Gezi olayları. Sosyal olduğu kadar ekonomik bir tepkiydi. Geleceğinden endişeli genç yığınların anayasal haklarını kullanarak gösterdikleri bir tepki idi.
Belki de biz Türkiye’de ekonomik mucizeyi Batılılardan başka türlü yorumluyoruz.
Hayat standardı ve yaşam kalitesine somut gerçekler yerine politik anlamlar yüklüyoruz. Her şey görecelidir diye bir deyim vardır ya, çok doğru.
Yunanistan örneğine tekrar değinmek isterim. Avrupa Topluluğu’nun önemli bir üyesi olarak Yunanistan bu günlere kendisine akıtılan kaynakları har vurup, harman savurduğu için gelmedi mi? Yatırım yapmak, tasarruf etmek, borçlarını kontrol altına almak yerine işin kolayına, ranta kaçmadı mı? Olimpiyat organize edeceğim derken Atina halkını iflasa sürüklemedi mi?
Gidin Atina’ya; Olimpiyat uğruna atıl kalmış bir sürü bina görür, kentin haline acırsınız. Yunanistan, ayağını yorganına göre uzatmamanın, gösterişin ve açgözlülüğün yüksek bedelini ödüyor.
Yunan Adaları niçin Türk tekneleri kaynıyor? Restoranlarda Tarkan şarkıları; Türkçe bilen elemanlar. Yunanlıların harcayacak beş kuruş parası kalmamış; bizim TL’ye muhtaçlar.
Simi sanırsınız bir Türk adası. Marinası devasa Türk yatlarıyla dolu; tekneler demiyorum bakınız.
Gelelim bize ve Bodrum’a bir göz atalım. Azeri bir işadamının-eskisini yıkarak- yaptırmış olduğu Yalıkavak’taki yeni marinadaki lüks ve şaşaa uzun yıllar yaşadığım Güney Fransa’yı anımsatıyor. Bangır, bangır çalınan müzik hariç. Gökova, Datça, Knidos daha önce rastlamadığım kadar (1984’ten beri mavi yolculuk yaparım) Türk bandıralı yatlar ve yelkenlilerle dolu.
Bu zenginlik beni kuşkusuz mutlu ediyor. Türk insanı da bu güzellikleri yaşamalı, kendi ülkesini tanımalı, gezmeli, tozmalı diye düşünüyorum.
Ancak bir taraftan da endişeliyim. Türkiye ekonomik mucize yaşıyor, zenginleştik deyip, açılıp, saçılmak var ya, tehlikeli.
Üstelik bu endişemi OECD’nin birkaç ay önce yayınlamış olduğu “Yaşanılmayacak 10 Ülke” adlı raporu da başka bir açıdan ama açık, açık teyit ediyor.
OECD üyesi 34 ülkenin yurttaşları arasında yapılmış olan bu araştırmaya göre GSMH’sı 23,047 dolar ile Yunanistan’dan ve hatta Rusya’dan yüksek olan Türkiye, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da “yaşanılacak en kötü ülke” konumunda, birinci sıraya oturmuş. OECD’nin araştırma kriterleri ise şöyle: sosyal çevre (community), eğitim (education), çevre (environment), sivil toplum (civic engagement), sağlık (health), ev sahibi olabilme imkânı (housing), gelir seviyesi (income), istihdam (jobs), mutluluk (life satisfaction), güvenlik (safety) ve çalışma-yaşama dengesi (work-life balance).
Eğitim rakamlarını kıyasladığımızda bizde durum gerçekten vahim.
İflastaki Yunanistan’da bile 25-64 arası yetişkinlerin %65’i en az lise mezunu iken, Macaristan’da bu oran %81, Türkiye’de ise sadece % 31.
Bu 11 kriter arasında “düşünce özgürlüğü” ise yok; OECD belli ki sadece somut verilerle ilgilenmiş. İyi ki de öyle olmuş.
Cezaevlerinde tutuklu yüzlerce gazetecisiyle Türkiye birinciliği kimseye kaptırmayacağı gibi, rekor da kırardı.
Her nedense bazıları bir türlü anlamıyorlar. Bu küresel dünyada ülkeler, dünyaya mal olmuş sanatçılarla, yazarlarla, bilim adamlarıyla, bestelerle, patentlerle, heykellerle saygı kazanırlar.
Doğrudur yatırımlar istikrara gelir ama heykeller yıkılır, öğrenciler dövülür, avukatlar, gazeteciler tutuklanır, doğa rant uğruna     katledilirse o yatırım geldiği gibi gider, başka diyarlara yelken açar.
Ekonomik mucizeler ise lafta ve sınıfta kalır.

Bir Yorum Yazın